ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bilinse de, imparatorluğun çöküşünde de büyük bir dönüm noktası oldukları az bilinen bir hikayedir.

ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bilinse de, imparatorluğun çöküşünde de büyük bir dönüm noktası oldukları az bilinen bir hikayedir.

Etrafıma bakınca yaşadığımız bu son krizin ne kadar yanlış anlaşıldığı ve hafife alındığını hayretle görmekteyim. Yaşadığımız bu olayların ne kadar ciddi olduğunun herkese anlatılması hayati önemdedir.

Daha önce Medya şirketlerinin sahipleriyle ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıda medya şirketlerinin neredeyse tek elde toplandığı ve ortak gündem izleyerek, ortak beyin yıkama faaliyetlerinde bulunduğunu anlatmıştım.
Şimdi biraz daha güncellenmiş ve grafik olarak daha açık anlaşılabilen bu “medya ahtapot”unu biraz daha deşifre edelim. Bizim kontürlü medyanın da bunların dümensuyunda gittiğini varsayarsak, TV/sinema izlerken ve gazete okurken ona göre davranın ve beyin yıkamalarından kurtulun.
Bu 2005 tarihli bir yazıdır. Fakat konunun önümüzdeki dönemde tekrar ısıtılıp önümüze getirileceğinin işaretleri her gün görülmektedir. Dünya siyasetinin geldiği nokta itibariyle bir hususu kabullenmemiz gerekiyor. Patrikhane sorunu, Türkiye için bir “iç siyaset” sorunu değil, “dış siyaset” sorunu haline geldi.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin takip ettiği rota, Fener Rum Patrikhanesi’nin geleceği ile ilgili kaygı verici bütün senaryoları destekliyor.
Bu yüzden yazıyı tekrar başa taşıdım ve okumayanların dikkatle okumalarını tavsiye ederim.
Soru: Türkiye’de 1940′ların sonundan itibaren kurulan siyasi partiler halkın iradesi ile mi kurulmuştur?
Cevap : Hayır, hepsinin ipleri ve kuklacıları dışarıdadır. Dışarıdan emir alırlar ve harfiyen uygularlar. Buna bugünkiler de dahil.

2009 Iran seçimleri Ingiltere, ABD ve Israil’in yeni nesil istikrarsızlaştırma projelerini de göz önüne serdi.
Şimdi son iki haftada olanlara şöyle bir bakalım ve detaylara inelim isterseniz.
Iran seçimlerini Admedinejad kazandı ve batının kuklası Mir Hussein Mousavi kaybetti. Batı basını beklendiği gibi bir kaşık suda büyük fırtına kopardı ve (bizimkiler de dahil) sanki Iran’da ayaklanma başladı izlenimi vermeye başladılar.
Tipik bir provokasyon olan “Neda” adlı kızın kızın vurulması olayı da tabii ki tezgahtı. Olay yerinde ve büyük ihtimalle bir çatıda bekleyen bir keskin nişancının zavallı kızı vurmuş olma ihtimali büyük. Tabii nedeni de olayların tırmandırılmasına zemin hazırlamaktı.

Bizim, ABD’nin kıçına takılan “etkili yetkililer” derin uykulardayken, bu hafta dünyada dolar hegemonyasının son haftası olabilir.
Tabii aynı zamanda ABD için (ve de bizler için) çok karışık ve zor bir dönemin de başlangıcı.

Suriye sınırında ki mayın temizleme ihalesinin 49 yıllığına Israil’lilere verilme operasyonu şimdilik askıya alındı. Ama zannetmeyin ki vazgeçildi.
Kamuoyunu biraz uyutup ve şeklini değiştirip çok yakında yeniden önümüze süreceklerdir, hiç şüpheniz olmasın.

Hak ve Eşitlik Partisi’nin 1.Olağan Büyük Kurultayı 24-Ocak-2009′da Ankara Atatürk Spor Salonunda büyük ve coşkulu bir katılımla yapıldı.
Bazı medya kuruluşlarının yazdığının aksine salon tamamen doluydu, bunu kendi gözleriyle görmüş biri olarak teyid edebilirim.
Şu Çılgın Türk’lerin yurtsever ve Atatürkçü yazarı Turgut ÖZAKMAN’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan “Mustafa” Filmi hakkındaki yazılarını bir kitapta toplayan Bilgi Yayınevi bu değerli kitabı ücretsiz olarak okuyucularına armağan ediyor.
Fakat kitap çıktığı anda tükenmiş. Sağolsun Bilgi Yayınevi yazının tam metnini gönderdi. Aşağıdaki linke ekledim. Çok enteresan bir çalışma olmuş. Muhakkak okuyun.

Geçen hafta Rus “RIA Novosti Haber Ajansında” çıkan enteresan bir yazı vardı. ABD’nin parçalanma olasılığının incelendiği bu çok önemli analiz bizim basında tabii işlerine gelmediği için çok özet geçildi. Çoğu yerde görmezlikten gelindi. Magazin, iktidarı yıkama yağlama, cinayet ve tecavüz haberlerinden vakit kalmadığı için görmemiş de olabilirler.
“Ne kadar geriye bakarsanız o kadar ileriyi görebilirsiniz” çok sevdiğim bir deyimdir. Bugün yaşadıklarımıza ne kadar da uyuyor.
Çok kişi bilmez, Sam Amca, Irak’tan önce bizi de ‘kurtarmaya’ kalkmış, tam 89 yıl evvel Sevr arifesinde oluşturulan Amerikan Komisyonu, verdiği raporla İstanbul’un Milletler Cemiyeti’ne bağlı ve mandacı devletin gözetiminde ayrı bir ülke olmasını tavsiye etmişti.
Atatürk’ün hayatını konu alan ve bir Can Dündar prodüksiyonu olan “Mustafa” filmi vizyona girdi ve beraberinde tartışmaları da getirdi. Vizyona giriş tarihinin 29-Ekim olması da çok manidardır.
Can Dündar Mehmet Ali Birand tayfasındandır ve onun tezgahında yetişmiştir. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Babası eski bir MIT mensubudur, kendisinin ne olduğu ise meçhuldür. Bu film sonrasında ise meçhuller bence daha azalmıştır.