Etrafıma bakınca yaşadığımız bu son krizin ne kadar yanlış anlaşıldığı ve hafife alındığını hayretle görmekteyim. Yaşadığımız bu olayların ne kadar ciddi olduğunun herkese anlatılması hayati önemdedir.

Etrafıma bakınca yaşadığımız bu son krizin ne kadar yanlış anlaşıldığı ve hafife alındığını hayretle görmekteyim. Yaşadığımız bu olayların ne kadar ciddi olduğunun herkese anlatılması hayati önemdedir.

Daha önce Medya şirketlerinin sahipleriyle ilgili bir yazı yazmıştım. Yazıda medya şirketlerinin neredeyse tek elde toplandığı ve ortak gündem izleyerek, ortak beyin yıkama faaliyetlerinde bulunduğunu anlatmıştım.
Şimdi biraz daha güncellenmiş ve grafik olarak daha açık anlaşılabilen bu “medya ahtapot”unu biraz daha deşifre edelim. Bizim kontürlü medyanın da bunların dümensuyunda gittiğini varsayarsak, TV/sinema izlerken ve gazete okurken ona göre davranın ve beyin yıkamalarından kurtulun.
Bu 2005 tarihli bir yazıdır. Fakat konunun önümüzdeki dönemde tekrar ısıtılıp önümüze getirileceğinin işaretleri her gün görülmektedir. Dünya siyasetinin geldiği nokta itibariyle bir hususu kabullenmemiz gerekiyor. Patrikhane sorunu, Türkiye için bir “iç siyaset” sorunu değil, “dış siyaset” sorunu haline geldi.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin takip ettiği rota, Fener Rum Patrikhanesi’nin geleceği ile ilgili kaygı verici bütün senaryoları destekliyor.
Bu yüzden yazıyı tekrar başa taşıdım ve okumayanların dikkatle okumalarını tavsiye ederim.
2009 Iran seçimleri Ingiltere, ABD ve Israil’in yeni nesil istikrarsızlaştırma projelerini de göz önüne serdi.
Şimdi son iki haftada olanlara şöyle bir bakalım ve detaylara inelim isterseniz.
Iran seçimlerini Admedinejad kazandı ve batının kuklası Mir Hussein Mousavi kaybetti. Batı basını beklendiği gibi bir kaşık suda büyük fırtına kopardı ve (bizimkiler de dahil) sanki Iran’da ayaklanma başladı izlenimi vermeye başladılar.
Tipik bir provokasyon olan “Neda” adlı kızın kızın vurulması olayı da tabii ki tezgahtı. Olay yerinde ve büyük ihtimalle bir çatıda bekleyen bir keskin nişancının zavallı kızı vurmuş olma ihtimali büyük. Tabii nedeni de olayların tırmandırılmasına zemin hazırlamaktı.

Bizim, ABD’nin kıçına takılan “etkili yetkililer” derin uykulardayken, bu hafta dünyada dolar hegemonyasının son haftası olabilir.
Tabii aynı zamanda ABD için (ve de bizler için) çok karışık ve zor bir dönemin de başlangıcı.

Suriye sınırında ki mayın temizleme ihalesinin 49 yıllığına Israil’lilere verilme operasyonu şimdilik askıya alındı. Ama zannetmeyin ki vazgeçildi.
Kamuoyunu biraz uyutup ve şeklini değiştirip çok yakında yeniden önümüze süreceklerdir, hiç şüpheniz olmasın.


Geçen hafta Rus “RIA Novosti Haber Ajansında” çıkan enteresan bir yazı vardı. ABD’nin parçalanma olasılığının incelendiği bu çok önemli analiz bizim basında tabii işlerine gelmediği için çok özet geçildi. Çoğu yerde görmezlikten gelindi. Magazin, iktidarı yıkama yağlama, cinayet ve tecavüz haberlerinden vakit kalmadığı için görmemiş de olabilirler.
“Ne kadar geriye bakarsanız o kadar ileriyi görebilirsiniz” çok sevdiğim bir deyimdir. Bugün yaşadıklarımıza ne kadar da uyuyor.
Çok kişi bilmez, Sam Amca, Irak’tan önce bizi de ‘kurtarmaya’ kalkmış, tam 89 yıl evvel Sevr arifesinde oluşturulan Amerikan Komisyonu, verdiği raporla İstanbul’un Milletler Cemiyeti’ne bağlı ve mandacı devletin gözetiminde ayrı bir ülke olmasını tavsiye etmişti.
Atatürk’ün hayatını konu alan ve bir Can Dündar prodüksiyonu olan “Mustafa” filmi vizyona girdi ve beraberinde tartışmaları da getirdi. Vizyona giriş tarihinin 29-Ekim olması da çok manidardır.
Can Dündar Mehmet Ali Birand tayfasındandır ve onun tezgahında yetişmiştir. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Babası eski bir MIT mensubudur, kendisinin ne olduğu ise meçhuldür. Bu film sonrasında ise meçhuller bence daha azalmıştır.
Basından öğrendiğimize göre birkaç gün önce Mesud Barzani lacilerini çekip Beyaz Saray’da devlet başkanı gibi ağırlanmaya giderken ihtiyaç molasını da ABD’nin kurtarılmış bölgesi olan Incirlik üssünde vermiş.
Fırsat bu fırsat şu uyanık ailenin geçmişine bir bakalım neler olmuş neler. Barzani ailesinin bugün yaptıklarını ve yapacaklarını anlamamız için geçmişleriine ve özellikle Mesud Barzani’nin babası Mustafa Barzani’ye bakmamız lazımdır.
Verdiğimiz şehitler, akan kanlar için yüreğimiz yanıyor. Içimiz isyan ediyor.
Hele bu şehitlerin pisi pisine verildiğini düşünürsek acımız daha da artıyor.
Kontürlü medya’nın bize hergün sunduğu yanlı ve psikolojik savaş kokan haberleri ibret ve nefretle izliyoruz.
Son günlerde ABD yatırım bankası Lehman Brothers’ın batışı ile ilgili haberlerle yatıp kalkıyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ne olacak? Nasıl olacak? Bizi ne kadar etkileyecek vs.vs.
Gelin olaylara daha geniş bir mercekten (ekonomist diliyle makro açıdan) bakalım.
Aslında bugün olanların gerisinde global kapitalist sistemin modern tarihin en büyük krizlerinden birine girmiş olması yatmaktadır.
Hayırlısıyla seçimimiz de yapıldı ve hükümetin kendisini de şaşırtan bir sonuçla nurtopu gibi bir hükümetimiz oldu!!
Medyatik akvaryum içinde yaşatılan insanlar olarak hiç merak ettiğiniz oldu mu acaba her tarafımız yüzlerce gazete ve onlarca televizyon kanalıyla çevrili olmasına rağmen ve her gün bir sürü gazete okuyup saatlerce televizyon seyrettiğimiz hâlde, neden hala sanki birileri bizi feci şekilde kandırıyor gibi bir hisse sahibiz?