ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bilinse de, imparatorluğun çöküşünde de büyük bir dönüm noktası oldukları az bilinen bir hikayedir.

ERTUĞRUL ve OSMAN isimlerinin, Osmanlı Imparatorluğunun kuruluşunda ne kadar önemli rolü olduğu bilinse de, imparatorluğun çöküşünde de büyük bir dönüm noktası oldukları az bilinen bir hikayedir.

Etrafıma bakınca yaşadığımız bu son krizin ne kadar yanlış anlaşıldığı ve hafife alındığını hayretle görmekteyim. Yaşadığımız bu olayların ne kadar ciddi olduğunun herkese anlatılması hayati önemdedir.

Bu 2005 tarihli bir yazıdır. Fakat konunun önümüzdeki dönemde tekrar ısıtılıp önümüze getirileceğinin işaretleri her gün görülmektedir. Dünya siyasetinin geldiği nokta itibariyle bir hususu kabullenmemiz gerekiyor. Patrikhane sorunu, Türkiye için bir “iç siyaset” sorunu değil, “dış siyaset” sorunu haline geldi.
Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin takip ettiği rota, Fener Rum Patrikhanesi’nin geleceği ile ilgili kaygı verici bütün senaryoları destekliyor.
Bu yüzden yazıyı tekrar başa taşıdım ve okumayanların dikkatle okumalarını tavsiye ederim.
2009 Iran seçimleri Ingiltere, ABD ve Israil’in yeni nesil istikrarsızlaştırma projelerini de göz önüne serdi.
Şimdi son iki haftada olanlara şöyle bir bakalım ve detaylara inelim isterseniz.
“Ne kadar geriye bakarsanız o kadar ileriyi görebilirsiniz” çok sevdiğim bir deyimdir. Bugün yaşadıklarımıza ne kadar da uyuyor.
Çok kişi bilmez, Sam Amca, Irak’tan önce bizi de ‘kurtarmaya’ kalkmış, tam 89 yıl evvel Sevr arifesinde oluşturulan Amerikan Komisyonu, verdiği raporla İstanbul’un Milletler Cemiyeti’ne bağlı ve mandacı devletin gözetiminde ayrı bir ülke olmasını tavsiye etmişti.
Atatürk’ün hayatını konu alan ve bir Can Dündar prodüksiyonu olan “Mustafa” filmi vizyona girdi ve beraberinde tartışmaları da getirdi. Vizyona giriş tarihinin 29-Ekim olması da çok manidardır.
Can Dündar Mehmet Ali Birand tayfasındandır ve onun tezgahında yetişmiştir. Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Babası eski bir MIT mensubudur, kendisinin ne olduğu ise meçhuldür. Bu film sonrasında ise meçhuller bence daha azalmıştır.
Basından öğrendiğimize göre birkaç gün önce Mesud Barzani lacilerini çekip Beyaz Saray’da devlet başkanı gibi ağırlanmaya giderken ihtiyaç molasını da ABD’nin kurtarılmış bölgesi olan Incirlik üssünde vermiş.
Fırsat bu fırsat şu uyanık ailenin geçmişine bir bakalım neler olmuş neler. Barzani ailesinin bugün yaptıklarını ve yapacaklarını anlamamız için geçmişleriine ve özellikle Mesud Barzani’nin babası Mustafa Barzani’ye bakmamız lazımdır.
Verdiğimiz şehitler, akan kanlar için yüreğimiz yanıyor. Içimiz isyan ediyor.
Hele bu şehitlerin pisi pisine verildiğini düşünürsek acımız daha da artıyor.
Kontürlü medya’nın bize hergün sunduğu yanlı ve psikolojik savaş kokan haberleri ibret ve nefretle izliyoruz.
Son günlerde ABD yatırım bankası Lehman Brothers’ın batışı ile ilgili haberlerle yatıp kalkıyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ne olacak? Nasıl olacak? Bizi ne kadar etkileyecek vs.vs.
Gelin olaylara daha geniş bir mercekten (ekonomist diliyle makro açıdan) bakalım.
Aslında bugün olanların gerisinde global kapitalist sistemin modern tarihin en büyük krizlerinden birine girmiş olması yatmaktadır.
Hayırlısıyla seçimimiz de yapıldı ve hükümetin kendisini de şaşırtan bir sonuçla nurtopu gibi bir hükümetimiz oldu!!
Medyatik akvaryum içinde yaşatılan insanlar olarak hiç merak ettiğiniz oldu mu acaba her tarafımız yüzlerce gazete ve onlarca televizyon kanalıyla çevrili olmasına rağmen ve her gün bir sürü gazete okuyup saatlerce televizyon seyrettiğimiz hâlde, neden hala sanki birileri bizi feci şekilde kandırıyor gibi bir hisse sahibiz?
Haziran 2005 de Başbakan Erdoğan:
“İzmir’in üzerindeki o zaman zaman yakıştırılan bazı ifadeler vardır ya, bu ifadelerin olmadığı görülecektir. Çünkü İzmir’in aslı bu değildir. O yakıştırmalar değildir. İnşallah bu yakıştırmaları da ilk seçimde silip atacaktır üzerinden. Ben buna inanıyorum, yarın da inanacağız.”
buyurmuşlar! “Gâvur Izmir” lâfını siyasallaştırarak, aklınca İzmirli’leri aşağılıyor!
Bu sözlerin ardında iki ihtimal var.
Başbakan’ın söylediği doğru mu? Bir bakalım!
Son günlerde Irak’taki haberleri izlerken kaçırılan rehineleri izlemişsinizdir. Ama bir bölümününde adı sivil görevliler olarak geçer. Ama kimdir bu insanlar , çok tehlikeli olan savaş bölgesinde çarpışmaların ortasında ne işleri vardır , fazla yazılıp çizilmez. Bu olaylar bana bir süre önce okuduğum bazı raporları hatırlattı.
Birkaç ay önce Devletin üç önemli kurumu Genelkurmay, MİT ve Emniyet, Güneydoğu bölgesindeki yabancı ajanları, bu ajanların neler yaptığını, hangi ülkelerin istihbarat servisleri adına faaliyette bulunduklarını içeren bir rapor hazırladı.
Alınan bilgilere göre, çeşitli ülkelerin istihbarat servisleri adına çalıştıkları tespit edilen 13 ajan son aylarda sınır dışı edildi. Ayrıca 40 civarında ülkenin istihbarat servisleri adına çalışan ajanların, ABD, Rusya, İngiltere, Almanya, Yunanistan, İsrail, Mısır, Belçika, İsveç, Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Ermenistan’dan geldikleri tespit edilmiş. Yani bölge tam anlamıyla casus kaynıyor. Benzer tipler şu anda Kıbrıs’tada tam gaz faaliyetteler.
New York’un finans merkezi olan Wall Street’teki bir gökdelenin en üst katında ışıklar gece geç saat olmasına rağmen yanıyordu. Sadece özel kart sahibi birkaç kişinin girebildiği bu katta beyaz saçlı adam önündeki bilgisayar ekranlarından geçen bilgileri büyük dikkatle inceliyordu.
Bir tuşla dünyanın heryerine milyarlarca dolar transfer etme yetkisi bulunan bu adamın masasında kırmızı bir telefon vardı.
Sıkı bir homoseksüel olan bu adam, erkek arkadaşıyla geçirdiği hızlı akşamdan sonra, aldığı kokain’in de etkisiyle uyurken kapısını çalan adamlar tarafından duşa sokulup ve ayıltılıp apar topar bürosuna getirilmişti.
Tarihe adını “hoşgörü” imparatorluğu” olarak yazdıran Osmanlı, Kıbrıs’ta olduğu gibi Girit’te de Katoliklerin kapattıkları Ortodoks kilisesini açarak ve bu kiliseye geniş imtiyazlar vererek, gelecekteki amansız düşmanını adeta kendi elleriyle hazırlamıştır. Batı ülkeleri ve Fener Patrikhanesi, aslen Yunanlı bile olmayan bu Ortodokslara, “siz eski Yunanlıların torunlarısınız” propagandası yaparak bu adanın halkını Osmanlı’ya karşı kullanmışlardır.
İnsaf ehli ve bilime saygılı tarihçiler, bugünkü Yunanlıların “eski Yunanlılarla” bir ilgisi olmadığını itiraf ederler. Öyle ki, kendisi de bir Yunanlı olan tarihçi Paparigopolos, günümüz Yunanlıları için şunları söylemektedir:
Kıbrıs’la ilgili analizler yapılırken bu adanın Yahudiler, Hıristiyanlar ve Masonlar için ne kadar önemli bir toprak parçası olduğu genelde göz ardı edilir.
Kıbrıs’ın Müslüman Türklerce yönetilen Kuzey bölümünün yeniden adanın geri tarafıyla birleştirilmesini dört gözle bekleyen bir başka grupta Tapınak Şövalyeleridir.
Çoğunluk “bu zamanda şövalye mi kaldı” dese de genel kanı Tapınak Şövalyelerinin zamanımızda da çok etkin oldukları ve değişen tek şeyin artık üzerinde Kırmızı Haçlar çizilmiş zırhlarını giyip atlarıyla dört nala savaşa gitmek yerine “lacivert Armani takımlarıyla” bankaların yönetim kurullarından finans operasyonları yaptıklarıdır.
Onlar için en önemli toprak parçalarından biri de Kıbrıs’tır çünkü görülmesi gereken eski bir hesabı yüzlerce yıl önce Kıbrıs topraklarına bırakmışlardır.