Kofi Annan ve Arkasındakiler

Global kapitalizm için çok önemli planların gerçekleşmesi beklenen kritik yılların Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği koltuğuna Kofi Annan adında daha önceden adı sanı duyulmamış karizmatik (bence Morgan Freeman’ı andırıyor), kibar, Gana’lı bir zencinin oturtulması öteden beri ilgimi çekmiştir.

Kofi Annan’ın resmi biyografisine baktığımızda bu kadar hızlı yükselmesinin sebebini anlamak mümkün değil çünkü Annan’ın kariyeri bırakın büyük diplomatik başarılara atılmış imzaları, baştan başa eline yüzüne bulaştırdığı başarısız görevlerle dolu.

Zenci olduğu için genelde Afrika’yla ilgili görevlere verilen Annan Somali’deki görevinde tam bir başarısızlığa imza atmış ve Ruanda katliamında ise göz göre göre gelen felaketi önleyememiştir. Bu boyuttaki iki başarısızlığa imza atan bir diplomat Birleşmiş Milletler’in başına geçmek bir yana işinden bile olabilirdi fakat böyle olmadı. Peki Annan gibi başarısız bir diplomatı dünyanın en prestijli işine getiren güç neydi ? Bunun cevabı için Sayın Kofi Annan’ın geçmişine bakmak lazım.

Annan bir Gana vatandaşı ama sıradan bir Gana’lı değil. Gana’yı esas olarak iki kabile yönetir. Fanteler ve Ashanteler. Bu iki kabile İngiliz’lerin bölgeyi sömürgeleştirmesinden önce yüzlerce yıl boyunca bu topraklara hakim olmuştu. Annan anne tarafından Fante baba tarafından ise yarı Ashante yani Gana’nın seçkinlerinden biri olarak doğmuş ve ayrıca Babasının bir kabile şefi olması dolayısı ile de bir zenci aristokratı.

İngiliz sömürge yönetiminin sonlarına doğru bu kabileler yeni yönetime oldukça iyi uyum sağlamış durumdaydı. Annan’ın kabile şefi babasına bölgenin kaynaklarını sömürten Yahudi Lever kardeşler şirketi yüksek maaşlı bir müdürlük pozisyonu vermişlerdi (Evet Bu Lever şu an dünyanın en büyük kimyasal ürün şirketlerinden olan bildiğimiz Lever) Kofi Annan’ın babasının bir özelliği de Gana’nın en önde gelen masonlarından olması.

Kofi Annan ülkesindeki bu “seçkin” durumununda etkisiyle Ford Bursuyla Amerika’ya okumaya gönderildi ve mezuniyetinin ardından Birleşmiş Milletlere girdi. Kendi gibi Gana’lı aristokrat olan güzel bir zenci bayanla evlenen Annanın kariyerinin ilk dönemleri son derece sönük ve genelde Birleşmiş Milletler hesabına bozuk yemek ve ilaçları insani yardım adı altında soydaşlarına dağıtmakla geçti.

Kofi Annan bir süre sonra karısından boşandı ve son derece “özel” bir kadınla ikinci evliliğini yaptı. Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır lafını haklı çıkarırcasına, Annan ikinci evliliğinden sonra bugün oturduğu koltuğa doğru roket gibi yükselmeye başladı. Bir zamanların “önemsiz işler adamı” Annan bir anda Birleşmiş Milletlerin en popüler ve gözde diplomatı haline geldi. Peki bu “özel kadının sırrı” neydi?

Annan’ın ikinci eşi ilk karısının tersine son derece güzel, sarışın bir isveçli olan Nanne Lagergren’dir. Bir ressam ve başarılı bir avukat olan güzel bayan Lagergren’in amcası ise son derece ünlü birisi. Yahudiler tarafından kahraman ilan edilen ve Spielberg tarafından çekilen filme konu olan Shindler gibi bayan Lagergren’in amcası da Yahudiler gözünde bir kahraman haline gelmiş olan Raoul Wallenberg.

Bugün Kudüs’te “Yahudi Soykırımında” ölenlerin anısına 1953 yılında inşa edilen Yad Vashem anıtın bulunduğu bölgede “Doğruların Caddesi” adında bir sokak vardır. Bu sokağın her iki yanında Yahudilerin soykırımdan kurtulmasına yardım eden 600 kişinin anısına dikilmiş ve herbirinin üzerinde adları yazılı 600 ağaç sıralanmaktadır.

Bu ağaçların birisi ise Kofi Annan’ın karısının amcasının ismini taşır. Söylenenlere göre Raoul Wallenberg Macaristanda 30 bin kadar yahudiyi toplama kamplarına gitmekten kurtarıp sağladığı İsveç pasaportlarıyla Israil’e göndermiştir.

Bir mimar olan Raoul Wallenberg 1936’da yeni bir devlet kurma çabası içindeki yahudilerin giderek çoğalan göçlerle yerleştikleri Hayfa’da bir bankada çalışıyordu. Burada çeşitli Yahudi gruplarla temasa geçen Raoul Yahudilerin davasına gönül vermiş ve İkinci Dünya savaşı sırasında İsveç Hükümetininde desteğiyle binlerce Yahudiyi kurtarmış olduğu söylenmekte. Savaşın sonunda Sovyetler tarafından ajan olduğu gerekçesiyle tutuklanan Wallenberg’den bugüne kadar haber alınamadı.

Sovyetler onun savaşta öldüğünü söylerken İsveçliler ise hala hayata olabileceğine inanmakta.

Raoul Wallenberg adına kurulan dev bir insani yardım vakfı özellikle Brezilya’lı Yahudiler tarafından finanse edilmekte ve başta Kofi Annan’ın karısı olmak üzere pek çok kişi bu vakfın üye listesinde. Bu listede Yahudi kurtarıcılarından biri olarak ödüllendirilen ve geçenlerde ölen 1944 yılındaki Rodos konsolosu Selahattin Ülkümen ve bugün Birleşmiş Milletler Protokol dairesinde çalışan Mehmet Ülkümen gözümüze çarpan Türklerden. Diğer tanıdık isimler ise eski Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanlarından Tassos Papadopulos ve Glafkos Klerides.

Herhalde bu isimlerin Annanın karısının “Yahudi kahramanı” amcasının anısına kurulmuş vakfa üye olmaları tamamen tasadüftür (!!!). Listenin tamamına bakıp şaşırmak isteyenler

www.raoul-wallenberg.org.ar/english/comitew.htm adresine bir bakabilirler.

Bu Raoul Wallenberg adına kurulmuş birde İnsan Hakları Derneği bulunmakta. Bu dernek 2001 yılından beri İstanbul Bilgi Üniversitesinde açtıkları merkezde Türk Hakim, Savcı ve Polislerine insan hakları dersleri veriyor. Biz “Barbar” Türklere “insanlık” öğretmek için canını dişine takan bu dernek aynı zamanda “Homoseksüellerin maruz kaldığı ayrımcılık” konulu bir seminerede Türkiyede ilk defa imza atmıştı.

Bu seminerde biz “Barbar” Türkler “medeni” olmamakla ve bazı sapıkların birbiriyle sapık ilişki kurma haklarını engellemekle suçlandık. Bakın görüyorsunuz Yahudi ve İsveç’li dostlarımız ülkemizde ne kadar yararlı işlerle uğraşmakta.

Buraya kadar yazdıklarımıza “ne var bütün bunlarda” diye tepki verebilenler çıkabilir ve haklıdırlar çünkü Kofi Annan’ın hikayesindeki esas heyecanlı kısımlar bundan sonra başlıyor. Kofi Annan’ın karısının da bir üyesi olduğu Wallenberg ailesi pekde sıradan bir aile sayılmaz. Yahudi kökenli bir aile olan Wallenberg’ler Avrupanın en zengin ve güçlü ailelerinden.

Son derece köklü ve eski zenginler olan Wallenberg’ler İsveç ekonomisinin neredeyse % 50sini kontrol altında tutmaktalar. Investor AB adındaki dev holdingleri aracılığıyla 9 milyar dolarlık bir fonu kontrol ediyorlar. Astra Zeneca, ABB, Atlas Copco, Electrolux, Ericsson, Gambro, OM, Saab AB, Scania, SEB ve WM-data gibi pek çok şirkette açık hisseleri ve dünyanın pek çok yerinde gizli yatırımları bulunmakta.

Kofi Annanın karısınında bu milyarlarca dolarlık servetin ortaklarından biri olduğunu söylersem sayın Annan’ın ne kadar şanslı bir adam olduğunuda çıkarabilirsiniz.

Wallenberg’ler Koç Holding ve Süren’lerle de son derece sıkı dostlar. Peter Wallenberg ile Rahmi Koç Milletlerarası Ticaret odasının başkanlığında halef selef. Kapsamlı ticaret ve “biraderlik” ilişkileri bulunmakta. Süren ailesine de zenginliklerinin kaynağı TransTürkü neredeyse hediye edenlerde Wallenberg’lerden başkası değil.

Bu ailenin en önemli özelliği ise kaybetmeyi hiç sevmedikleri için hep çift taraflı oynamaları. Mesela İkinci Dünya savaşında ailenin kahraman evladı Raoul Wallenberg Macaristan’daki Yahudileri Alman rejiminden kurtarmaya çalışırken Wallenberg’lerin bankası Enskilda Almanya’ya savaşı finanse etmesi için büyük çapta borçlar veriyor ve kendi fabrikalarında imal ettikleri “SKF” top mermilerini Alman’lara veriyordu. Alman ordusunun top mermilerinin büyük çoğunluğunu Wallenbergler üretmişdir diyebiliriz.

Günümüzde de uluslarası pek çok ortamda Wallenbergler oldukça etkindir. (Damatları Sağolsun) Mesela Ocak 2003’te Davos’ta Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve sağ kolları Şeyh Saidin torunu Cüneyd Zapsu pek çok kapitalist patrona Seehof Otelinde büyük bir yemek vermişlerdi ve Marcus Wallenberg’de oradaydı.

Konuyu toparlayacak olursak Yahudi Lobisi ve Global kapitalizmin desteğini karısı kanalıyla elde eden ve Mason bir Afrikalı kabile şefinin oğlu olan başarısız ama karizmatik diplomat sayın Kofi Annan kendisine yazdırılan plan üstüne yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde tarafların anlaşamadığı yerlerin üzerini kendisi dolduracakmış.

Siz olsanız Kıbrıs’ın ve Türkiye’nin geleceğini böyle bir adamın kalemine emanet edermiydiniz?

Reklamlar
Bu yazı ABD, Kıbrıs, portreler, Tarih, Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s