Kralları Kim Seçer?

Yakın zamanda iki nurtopu gibi seçimimiz var. Türkiye çok önemli olaylara ve gerginliklere gebe. Gündem değiştirme, psikolojik savaş hamleleleri son Malatya olayında da görüldüğü gibi gırla gidiyor. Daha da büyükleri olursa hiç şaşırmayın.

Demokrasi 4 yılda bir sandığa giderek bizi yönetecek olan partileri ve liderleri seçmektir, tamam. Peki o partileri ve liderleri kim yaratıp bizim önümüze koyuyor? Yani “kralları” kim seçiyor?

Hitler 1.Dünya savaşı sonrası ailesi ve parası olmadığı için terhis olmasına rağmen hala koğuşlarda yatan ve aş evlerinden yemek yiyen birisidir. O dönemdeki tek hayali iyi bir ressam olmaktır. Peki ne oluyor da bu sıradan onbaşı Almanya’nın başına geçebilecek imkanları bulabiliyor?

Bugün yapılan tarihi araştırmalar sayesinde artık biliyoruz ki Almanya’nın Komünizmin pençesine düşeceğini gören Alman ordusu komünizme alternatif olacak siyasi bir hareketi dizayn ederek bunun başına hitabet kabiliyetiyle dikkat çeken Adolf Hitler’i getirmiş.

Hitler’in yükselişinde Alman ordusunun ve Alman işadamlarının desteği en önemli faktörmüş. Adolf’a düşen de kendisine verilen senaryoyu başarıyla oynamakmış sadece. Peki sonrasında sözde “intihar” etmesi acaba konuşmaması içinmiydi?

Gelelim Türkiye’ye:

Sizce CHP’nin içinde bile tanınmayan kendi halinde Egeli bir çiftçinin aniden Demokrat partinin yenilmez lideri olarak ülkenin başına geçmesi ve demokratik seçimle gelen ilk lider olması ne kadar mantıklı? Aynı kişinin görünürde hiçbir önemli sebep yokken asılmasına ne demeli?

Acaba birileri hayatta kalırsa konuşabileceğini mi düşünmüştü?

Peki ya siyasetle hiç alâkası olmayan genç bir mühendisin aniden parlayarak sanki kırk yıllık siyasetçiymiş gibi ülkenin başına “Muhteşem Süleyman” olarak gelmesi ve sonra hiç gitmemesi çok mu akla uygun?

Bir dönem Türkiye’den umudu kesip Amerika’ya yerleşmeye karar vermiş “tonton” bir bürokratın aniden geliveren bir darbenin yardımıyla yılların siyaset devlerinin tepesinden koltuğa oturuvermesi ne kadar mantıklı?

Yine kendi okul arkadaşlarının bile pek parlak görmediği ve gazetedeki siyasi haberleri bile okumaktan kaçınacak kadar siyasetle ilgilenmeyen güzel ve sarışın kadın bir gün bakıverdik Başbakanımız olmuş.

Peki bugüne bakarsak durum çok mu değişik?

Başımızda olan “kralları” biz mi seçiyoruz, yoksa önümüze aynı eller tarafından konulan “kralları” seçmeyi demokrasi mi zannediyoruz?

Peki yarın?

Eğer aklımızı başımıza almazsak değişik olmayacaktır.

Ah şu demokrasi denilen aldatmaca…

Reklamlar
Bu yazı Osmanlı, Savaşlar, Tarih, Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.