Piyasalar ve Oyunlar

ws2.jpg

New York’un finans merkezi olan Wall Street’teki bir gökdelenin en üst katında ışıklar gece geç saat olmasına rağmen yanıyordu. Sadece özel kart sahibi birkaç kişinin girebildiği bu katta beyaz saçlı adam önündeki bilgisayar ekranlarından geçen bilgileri büyük dikkatle inceliyordu.

Bir tuşla dünyanın heryerine milyarlarca dolar transfer etme yetkisi bulunan bu adamın masasında kırmızı bir telefon vardı.

Sıkı bir homoseksüel olan bu adam, erkek arkadaşıyla geçirdiği hızlı akşamdan sonra, aldığı kokain’in de etkisiyle uyurken kapısını çalan adamlar tarafından duşa sokulup ve ayıltılıp apar topar bürosuna getirilmişti.

Bu acelenin sebebi fonlarını yönettiği “aydınlanma” üyelerinin Türkiye’deki olaylar yüzünden paniğe kapılmasıydı.

Patronları adına çeşitli fonlar adı altında ülkeye sokulan milyarlarca dolar hem yüksek bir kar sağlıyor ve hem de hükümetlere politik bir baskı ve şantaj unsuru olarak kullanılıyordu. Istedikleri herhangi bir zamanda ise bu paralar aynı anda çekilerek, ülke kaosa sokulabiliyordu.

Amcamızın gözü kırmızı telefondaydı. Bu geceki görevi “aydınlanmanın” başındaki patronunun kendisine vereceği emirleri beklemekti.

Eğer masadaki kırmızı telefon çalıp da karşıdan daha önce belirlenen bir şifre söylendiği zaman bütün yapacağı bilgisayarındaki otomatik satış emirlerini veren bir programı çalıştırmaktı.

Bu program Türkiye’deki çalıştıkları bütün brokerlara aynı anda tüm hisselerini satma emri verecek ve aynı zamanda paralar hemen dolar ve Euro’ya çevrilecekti.

Türk borsası bir anda nereden geldiği belli olmayan yüzlerce satış emriyle karşı karşıya kalacak ve yabancı fonların sattığını gören diğer yatırımcılar da panikle satış emirleri vermeye başlayacaktı.

Milyonlarca dolar değerindeki Türk lirasının aynı anda dolara çevrilmesi sonucu Türk lirasının değeri hızla düşerek dolar tarihi zirvelere ulaşacaktı. Bu şekilde basit bir yöntemle Türkiye’de büyük bir finansal kriz başlatmaları işte bu kadar kolaydı.

Sonra zaten gizli sahipleri olduklar medya kuruluşları da bu haberleri pompalayarak paniği daha da arttıracaktı. Daha önceleri (mesela Şubat-2001 krizini hatırlayın) bunu Türkiye’de defalarca yaptıkları için herşey otomatiğe bağlanmıştı.

Kriz yaratıldıktan sonraki iş bunun suçunun kimin üstüne bırakılacağı idi. Evet, doğru tahmin ettiniz, muhtıra veren orduya. Halkın tepkileri ordu üzerinde toplanacaktı.

Bu şekilde yatırımlara izin vererek kendi ülkesini köleliğe götüren yöneticileri bunca senelik tecrübesine rağmen anlamakta zorluk çekiyordu.

Beyaz saçlı adam gözünü ayırmadan kırmızı telefona bakmaya devam etti. Bu arada masadaki üç ekrandan bilgiler akmaya devam ediyordu.

Bu arada Türkiye’de bulabildikleri bütün medya organlarında bolca konuşan medya mensubu ve politikacılar da Orduyu ekonomik krizle tehdit etmekteydiler.

Acaba onların masalarında da birer kırmızı telefon varmıydı?

Ne dersiniz?

Reklamlar
Bu yazı ABD, Ingiltere, Medya, Türkiye, Şirketler içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s