Yeni Dünya Paylaşımı, Istanbul ve Patrikhane

Bu 2005 tarihli bir yazıdır. Fakat konunun önümüzdeki dönemde tekrar ısıtılıp önümüze getirileceğinin işaretleri her gün görülmektedir. Dünya siyasetinin geldiği nokta itibariyle bir hususu kabullenmemiz gerekiyor. Patrikhane sorunu, Türkiye için bir “iç siyaset” sorunu değil, “dış siyaset” sorunu haline geldi.

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin takip ettiği rota, Fener Rum Patrikhanesi’nin geleceği ile ilgili kaygı verici bütün senaryoları destekliyor.

Bu yüzden yazıyı tekrar başa taşıdım ve okumayanların dikkatle okumalarını tavsiye ederim.


Yeni Dünya Paylaşım sisteminde Türkiye, Amerika ve Avrupa tarafından ufak devletçiklere bölünüp paylaşılacak ülkeler arasındadır.

  • Türkiye’nin Güneyi ve Güneydoğusu Amerikan – Israil Planı dahilinde Ortadoğu yönetim bölgesine dahil edilecektir.
  • Doğu ve Kuzeyi ise Hazar ve Kafkas planlamasında yine Amerikan kontrolüne girecektir.
  • Batı bölgelerimiz ise gelişmişlik düzeyi nispeten yüksek olduğu için Avrupa Birliği tarafından hazmedilebilir parçalar halinde Avrupa’ya bırakılmıştır.
  • Bu planlamada iki gücün paylaşamadığı tek yer Istanbul’dur. Tek bir süper gücün kontrolü altına girmesi halinde küresel güç dengelerini etkileyebilecek bir stratejik değere sahip olan Istanbul’un ortak yönetimli global bir merkez olması düşünülmektedir.
  • Hong Kong tipi bir şehir devlet olarak planlanan Istanbul, Avrupa, Asya ve Ortadoğu üçgeninde büyük güçlerin ortak faydalanacağı bir finans, kapital merkezi olarak işlev görecektir. (not : tabii istemek başka yapmak başka)

Bu sebeple şu aşamada Istanbul’un Türkiyenin geri kalanı ve merkezi idareyle bağlari gittikçe zayıflatılmakta ve Türkiye’nin pek çok sektörü bu yüzden hızla Istanbula toplanmakta. Gizlice ve el altından teşvik edilerek Istanbul’a göç etmeye zorlanan insan kitleleri ise yeni kurulacak şehir-devletçik yapısında ucuz iş gücü olarak hizmet verecektir.

Bildiğiniz gibi Patrik Bartholomeos Fener Rum Patrikhanesi’nin bir çeşit yönetim kurulu olan 12 kişilik Sen Sinod Meclisi’ne Türk vatandaşları yerine 6 yabanci metropoliti tayin etti. Bu gelişmenin arka planı ve olası etkilerini analiz ettiğimiz zaman ilginç sonuçlara ulaşıyoruz.

Bu kapsamında Istanbulda Rum Patrikhanesi de global düzeyde hizmet verecek bir Ortodoks Vatikanı olacaktır. Türkiyenin savunma reflekslerinin iyice zayiflatildiği bu dönemde uzun süredir planlanan Patrikhane Operasyonu için start verilmiştir.

Buna göre Yeni Ortodoks Patriği bir yabanci olacak ve Patrikhane bu operasyonla globalleştirilerek Türkiye’nin kontrolünden çıkarılacaktır. Yapılan son hamleyle ileride yeni Patriğin seçileceği Sen Sinod meclisine geleceğin patriği ekibiyle beraber yerleştirildi.

Fener Rum Patrikhanesi Türkiye’de rahat hareket edemediği için de facto olarak kendine bağlı Amerikan Ortodoks Kilisesini merkez olarak kullanmakta. Amerika’da ki Rum Lobisininde yönetim yerlerinden biri olan Amerikan Ortodoks Kilisesi direkt olarak Fener Rum Patriğinin emri altındadır. Patrikhane sitesi ( http://www.patriarchate.org/ ) Amerikan Ortodoks Kilisesi bünyesinden yayın yapmakta ve dikkatli incelerseniz son derece ilginç bilgiler içermekte.

Öncelikle patrikhanenin ismi bizim bildiğimiz gibi Fener Rum Patrikhanesi olarak değil Konstantinapol Ekümenik Patrikliği olarak gözüküyor. Patrikliğin tarihçesinin verildiği sayfa ise son derece ilginç bir cümleyle başliyor:

“Vatikan Roma Katolik Hristiyanlığın kalbidir. Konstantinapol Ekümenik Patrikliği de Ortodoks Hristiyanlığın kalbidir.”

Bu sözlerin devamında ise Patrik Bartholemeosun 250 milyon Ortodoksun lideri olarak Patrikhanenin Avrupanin bütünlüğünü sağlamadaki global rolünün farkında olduğu belirtiliyor.

Sitenin www.patriarchate.org/book/Fourth_period_Tourkokratia sayfasinda ise Tourkokratia olarak adlandırdıkları Türk idaresinde gördükleri “baskıları” anlatmaktalar. Özellikle yaptiklari bölücü faaliyetler sonucu Osmanli Devleti tarafindan idam edilen iki patrik birer kahraman olarak gösterilmiş. 1920 sonrasi dönemde ise Kurtuluş savaşında (ki onlar buna Megale Katastophe diyor yani Helenizmin yok oluş faciasi) Türklerin nasil binlerce Rumu göçe zorladığı, Patrikhaneye ve Patriklere baskı yaptığı ve devamlı aşağılandıklarını anlatan bir yazıyı www.patriarchate.org/book/Fifth_Phase_modern_period adresinden okuyabilirsiniz.

(not : bu linkler site deşifre olduktan hemen sonra silindi , hay allah niye acaba ayıp etmişler yani, sitedeki iki resmi kaydetmiştim, aşağıya ekledim)

Patrikhanenin sözcülüğünü yapan Amerikan Ortodoks Kilisesinin üslubu gördüğünüz gibi hiçde her firsatta hoşgörüden dem vuran ve Türkiye’ye sadık bir Türk vatandaşı olduğunu söyleyen Patriğin üslubuna benzemiyor.

Fener Rum Patriğini de aslinda yeterince tanımıyoruz. Kullandığı esas unvan Konstantinapol ve Yeni Roma Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik olan Bartholemew 250 milyon Ortodoksun liderliğine oynayan iyi bir politikaci.

Türk Vatandaşı gözükmesine rağmen esas olarak yurt dışında eğitilen Patrik 1963-68 arası Romadaki Gregorian Üniversitesin’de okudu daha sonra Isviçre’deki Ekümenik Enstitüsüne geçti ve ardından Almanya Münih kentinde Hukuk üzerine çalıştı.

Tam bir diplomat olarak yetiştirilen Patrik tam yedi dil konuşuyor (Yunanca, Ingilizce, Türkçe, Italyanca, Latince, Fransizca ve Almanca). Kendisi Patrikliğinin dışında “Doğu Kiliseleri Adalet Topluluğu” kurucu üyesi ve başkan yardımıcısı.

Avrupayla yakın ilişkileri olan Patrik 1993’de zamanın AB komisyon başkanı Jacques Delors’un özel misafiri olmuş ve 1994’de Avrupa Parlementosunda hararetli bir konuşma yapmıştı. Patrik Avrupa dışında Ortadoğuda da etkinlik gösterdi ve 1995’de Kudüs’ü ziyaret ederek Izak Rabin ve Yaser Arafat’la görüştü.

Patrikhane ve Patrik hakkinda verdiğimiz bu kısa bilgilerden sonra birazda Patrik tarafından yeni atanan ekibi inceleyelim.

Bunlardan ilki bahsi geçen Amerikan Ortodoks kilisesi Başpiskoposu ve Patrikten sonraki en etkin kişilerden biri olan Demetrios. 1928 Selanik doğumlu olan Demetrios ilk dini eğitimlerini Yunanistanda aldiktan sonra 1965’de Amerikaya gidiyor.

Burada Harvard üniversitesinde yetiştiriliyor ve sıkı bir felsefe eğitimi aliyor. Bir süre Yunanistanda görev yaptiktan sonra 1980-1993 arasinda Massachusetts Yunan Ortodoks Ilahiyat okulunda öğretmenlik yapiyor.

Amerikadaki Rum Lobisi içinde oldukça saygın bir yeri olan Demetrios bu sürede Amerikan devleti ile “iyi” ilişkiler kurmayı ihmal etmedi. 1999 senesinde Patrik tarafindan Amerikan Kilisesinin başına atanarak bu dönemde Rum Lobisi adına Amerikada büyük atılımlar yaptı.

11 Eylül sonrası defalarca ikiz kulelerin yıkıntılarını ziyaret edip orada ayinler yapan Demetrios Amerikali’lar tarafindan da son derece sevilmekte. Amerikan Kilisesi, Fener Patrikhanesinin etkinliğinin kısıtlanması yüzünden 1922’de New York’da kurulduğundan beri 540 kilise, 800 rahip kadrosu ve 1.5 milyon cemaati ile Amerikanın en etkin kurumlarından biri olduğu için Demetrios Amerikan iç siyasetinde son derece etkin bir rol oynayabildi. Özellikle son seçimlerde.

Ocak ayinda Tayyip Erdoğan Yahudilerden madalya aldiği ve Bush’la görüştüğü Amerika gezisinde Demetrios’la New York Türkevinde biraraya gelmişti. Rum Lobisinin en etkin kişileri olan 3 Rum işadamınında katıldığı bu görüşmede Demetrios israrla Heybeliada Ruhban Okulun açılmasını talep etti, bu talebine ne cevap aldı bilmiyoruz.

Gelelim yeni atananlardan ikincisine. Ingiltere Rumlarin yoğun göç ettikleri ülkelerden biri. Ilk Ingiliz Ortodoks Kilisesi 1670’de Ingilterede kurulmuştu bile. Bu Kilise daha sonra Ingilizler Rumların yaptıkları faaliyetlerden hoşlanmadıkları için kapatıldı ve Rus elçiliğine sığınmak zorunda kaldı.

1800’lerde yeniden faaliyete geçen Ingiliz Ortodoks Kilisesi bugün oldukça güçlü bir konumda. Patrikhane yönetimine atanan Başpiskopos Gregorios işte bu Ingiliz Ortodoks kilisesinin başı. 1928 Kıbrıs doğumlu ve Kıbrısın bölünmesine yol açan Papaz Makariosun öğrencilerinden.

1960’da Londraya yerleşiyor ve Ingilteredeki Rum Lobisinin başına geçiyor. Cambridge üniversitesi mezunu Gregorios Ingiltere içinde oldukça etkin bir kişilik.

Patrikhane konseyine yeni atanan yabancılardan üçüncüsü ise Girit Başpiskoposu Timotheos (Papoutsakis) 1915 Girit doğumlu. Atinada Dini eğitim aldıktan hemen sonra Ikinci Dünya savaşı patlıyor ve Yunan ordusunda çavus rütbesiyle hizmet veriyor.

Italyan cephesinde askeri papaz olarak görev yaparken Almanlarin Yunanistani işgalinden sonra Yunan direnişi tarafından Girit’e geri gönderiliyor ve bölgedeki direniş faaliyetlerine ve müttefik istihbaratına yardımcı oluyor.

Bu özellikleri sebebiyle Yunan derin devleti ile arasi çok iyi. Savaşın bitmesinden sonra hem yaptığı hizmetlere bir ödül olarak hemde eğitimine devam etsin diye 2 seneliğine Fransaya yollanan Timotheos daha sonra Girit’e dönerek bugüne kadar Girit kilisesinde çalışmış.

Fener Rum Patriğinin atadığı yabancılardan tanıtacağımız sonuncusu Metropolit Dionysios. 1970 senesinde zamanın patriği tarafından Yeni Zellandaya yollanan Dionysios burada sıfırdan bir organizasyon ve etkin bir Rum Lobisi kurmayı başarmiş çok iyi bir organizatör. Görev alanı daha sonra Hindistan, Kore ve Japonya’yı da içine alacak şekilde genişletilmiş.

Yeni Zellanda’daki Rum Lobisinin etkinliği sebebiyle kendini kazanmak isteyen Ingilizler tarafindan oldukça el üstünde tutulan Metropolit Dionysios Ingiltere Kraliçesi tarafından madalya ile ödüllendirildi.1991 senesinde kendi çabalarıyla Yeni Zellanda da bir Rum anıtı diktiren Metropolit 1998 senesinde ise ilk Kibris Rumlari Kültür merkezini Yeni Zellanda da açtı.

Not: Ingiltere Kraliçesinin madalya verdiği birini dikkatle izlemenizi tavsiye ederim. Hatta gözünüzü ondan hiç ayırmayın!!

Sonuç olarak bu bilgiler işiğinda bir tahminde bulunacak olursak. Patrikhanenin Türkiye etkisinden çıkıp Global bir yapıya bürünmesi için gereken ekip bence hükümetin bilgisi dahilinde Türkiyeye gönderildi.

Yeni Patrik büyük bir olasılıkla sizlere tanıttığım bu dört kişi içinden seçilecektir. Böyle bir durumda Istanbulun durumu da yavaş yavaş netlik kazanmaya başlıyacak ve Türkiye’nin paylaşılma süreci hızlanacaktır.

Not: Bütün bunlar simdi size imkansız gibi gelebilir, ama unutmayın bundan 5 sene önce bugün Kıbrıs’ta yaşananlar da insana imkansız gibi gelirdi öyle değil mi?

Tabii bunlar uzun vadeli planlardır, ama bizim uyanık olmamıza ve bilgilenmemize engel olmamalı.

Tarihi düşmanlarımızın emelleri yüzyıllardır hiç değişmeden aynı kalmıştır. Bizim millet tarihte neler gördü geçirdi bunlarıda atlatacaktır yeterki uyanık olalım.

Nihai amaç ise Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından sekteye uğratılan Osmanlı’nın tasfiyesinin tamamlanmasıdır. Yukarıdaki Sevr haritasında ki birkaç bayrak değişmiştir belki ama amaçlar bugün de aynıdır ve değişmemiştir..


Reklamlar
Bu yazı ABD, Dinler, Ingiltere, Osmanlı, Savaşlar, Tarih, Türkiye, Yunanistan içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s